1. Haberler
  2. Sağlık
  3. Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!

Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!

featured
yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali.jpg
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı. Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan danışmanlığında, Elif Berber Tiryakioğlu tarafından hazırlanan “Yaşlı Kadınların Yerinde Yaşlanma Deneyimleri ve Değişen İhtiyaçları: İstanbul Kadıköy Örneği” başlıklı tez, yaşlılığı yalnızca sağlık ve bakım ekseninde değil; ev, mahalle, aidiyet, güvenlik ve bağımsızlık bağlamında değerlendirdi.

Yaşlılığı yaşamın içinden okumak tezin en güçlü yönü

Çalışmayı akademik ve toplumsal açıdan önemli bulduğunu belirten Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, “Çalışma, yaşlılığı yalnızca sağlık sorunları ya da bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmiyor; ev, mahalle, komşuluk ilişkileri, aidiyet duygusu, güvenlik hissi ve bağımsızlık isteği gibi gündelik hayatın temel unsurlarıyla birlikte ele alıyor. Yaşlılık meselesini yaşamın içinden okumak, bu tezin en güçlü yönlerinden biri.” dedi.

Yerinde yaşlanma yalnızca konut tercihi değil

“Yerinde yaşlanma” kavramının önemine dikkat çeken Doğan, “Yerinde yaşlanma, kişinin yaşlandıkça hayatından kopmadan, mümkün olduğunca kendi evinde, kendi mahallesinde ve alışık olduğu sosyal çevre içinde yaşamını sürdürebilmesi anlamına gelir. Bu yaklaşım yalnızca bir konut tercihi değildir; kişinin bağımsızlığını, sosyal ilişkilerini, günlük rutinlerini ve yaşamla kurduğu anlam bağını korumasıyla ilgilidir. Kişi tanıdığı bir çevrede kaldığında kendini daha güvende hisseder, gündelik yaşamını daha rahat organize eder, sosyal temaslarını daha kolay sürdürür ve bu durum psikolojik iyi oluşu destekler. Buna karşılık yaşanılan çevreden kopmak ya da kişinin kendi yaşam düzeni üzerinde söz hakkını kaybetmesi, yalnızlık, kaygı, yabancılaşma ve kırılganlık hissini artırabilir. Bu nedenle yerinde yaşlanma, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikososyal açıdan da koruyucu bir çerçeve sunar.” diye konuştu.

Yaşlı kadınların görünmeyen deneyimleri görünür kılındı

Araştırmanın özellikle yaşlı kadınlara odaklanmasının önemine değinen Doğan, “Yaşlı kadınların deneyimleri çoğu zaman genel ‘yaşlılık’ başlığı içinde görünmez hale gelebiliyor. Oysa kadınların yaşam boyu karşılaştıkları ekonomik, sosyal ve bakım temelli eşitsizlikler, yaşlılık döneminde daha belirgin hale geliyor. Bu çalışma tam da bu görünmeyen alanı görünür kılıyor.” ifadesinde bulundu.

Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçe

Kadıköy’ün araştırma sahası olarak seçilmesinin isabetli olduğunu belirten Doğan, “Türkiye’de yaşlı nüfus oranı yüzde 10’u aşmış durumda. Kadıköy’de ise bu oran Türkiye ortalamasının belirgin biçimde üzerinde. TÜİK verilerine göre ilçede yaşayan 65 yaş ve üzeri nüfus 96 bin 252’ye ulaşmış ve bu grubun ilçe nüfusu içindeki oranı yüzde 20,99 olmuştur. Bu oranla Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçedir. Bu veriler Kadıköy’ü yalnızca sayısal olarak dikkat çeken bir yer haline getirmiyor; aynı zamanda yaşlanma deneyimini gündelik hayat, mahalle ilişkileri, bakım, güvenlik, aidiyet ve yaşam kalitesi boyutlarıyla anlamak açısından çok önemli bir sosyal saha haline getiriyor.” şeklinde konuştu.

Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı

Çalışmanın Türkiye’de yaşlılık politikalarının dönüşüm ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten Doğan, “Yaşlılıkta asıl mesele yalnızca hastalıkların yönetimi değil, insanın bütüncül iyilik halinin korunmasıdır. Ruhsal denge, sosyal ilişkiler, güvenlik hissi, aidiyet duygusu ve yaşam üzerinde söz sahibi olabilme de en az fiziksel sağlık kadar önemlidir. Yaşlı bireyi sadece bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Özellikle yaşlı kadınlar açısından yalnızlık, sosyal izolasyon ve mahalle bağlarının zayıflaması belirleyici hale geliyor.” dedi.

Hizmet modelleri çeşitlenmeli

Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, huzurevi ve bakım evi hizmetlerinin tek seçenek haline gelmemesi gerektiğini ifade ederek, “Huzurevi ve bakım evi hizmetleri elbette gereklidir; ancak tek alternatif bunlar olmamalıdır. Evde destek hizmetleri, mahalle temelli sosyal hizmet uygulamaları, gündüzlü destek mekanizmaları, psikososyal destek programları ve aileyi güçlendiren ara modeller birlikte planlanmalıdır. Güçlü bir yaşlılık politikası, tek bir çözüm biçimine dayanan değil, farklı yaşam durumlarına uygun seçenekler sunabilen bir yapıyla mümkündür.” diye konuştu.

Kentsel dönüşüm ve değişen aile yapısının yaşlı kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini belirten Doğan, “Kadıköy gibi dönüşümün hızlı yaşandığı bir ilçede yalnızca binalar yenilenmiyor; mahallenin sosyal dokusu da değişiyor. Komşuluk ilişkilerinin seyrelmesi ve tanıdık çevrenin dağılması, yaşlı bireyler açısından aidiyet duygusunu zayıflatabiliyor. Sadece yaşlı bireyin kente uyum sağlamasını beklemek yetmez; kentin de yaşlı bireye uyum sağlayacak biçimde düzenlenmesi gerekir.” ifadesinde bulundu.

Yaş dostu şehir herkes için gereklidir

Yaş dostu şehir yaklaşımının önemine değinen Doğan, “Yaş dostu bir şehir; çocuk için de, genç için de, engelli birey için de, bakım veren aileler için de daha yaşanabilir bir şehirdir. Yaya erişimi, güvenli kaldırımlar, dinlenme alanları, ulaşılabilir hizmet noktaları ve kapsayıcı kamusal alanlar toplumun tüm kesimlerinin yaşam kalitesini artırır. Kenti herkes için tasarlamak, yaşlılar için bir ayrıcalık değil; kamusal adaletin gereğidir.” şeklinde konuştu.

Mahalle temelli yerinde yaşlanma destek sistemi kurulmalı

Tezden hareketle en öncelikli sosyal politika önerisini de paylaşan Doğan, “En öncelikli sosyal politika önerim, mahalle temelli ve çok katmanlı bir ‘yerinde yaşlanma destek sistemi’nin kurulması ve kurumsallaştırılmasıdır. Sosyal politika yalnızca bakım hizmeti sunmak değil, kişinin yaşadığı çevrede yaşamını sürdürebilmesini mümkün kılan koşulları güçlendirmek olmalıdır. Belediyecilik hizmetleri ile sosyal hizmet uygulamaları birlikte çalışmalı; ev içi düzenlemelerden psikososyal desteğe, ulaşım kolaylığından sosyal katılım programlarına kadar bütüncül bir yapı oluşturulmalıdır.” diyerek yerel yönetimlere çağrıda bulundu.

Sahadan akademiye…

Tezin yazarı Elif Berber Tiryakioğlu, çalışmasının hem kişisel hem de mesleki deneyimlerinin kesişim noktasında şekillendiğini belirtti. Kadıköy Erenköy Mahallesi’nde uzun yıllardır yaşadığını ve mahalle yaşamı içinde yaşlı kadınların gündelik hayatlarına yakından tanıklık ettiğini ifade eden Tiryakioğlu, sosyoloji mezunu olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyolog olarak görev yaptığını, özellikle saha çalışmalarında yaşlı bireylerin yaşam koşullarını yakından gözlemlediğini aktardı.

Tiryakioğlu, “Pandemi döneminde yaşlıların ne kadar yalnızlaştığına ve kırılgan hale geldiğine birebir şahit oldum. Mahallemdeki komşularım ve sahada karşılaştığım hikâyeler bana şunu düşündürdü: Yaşlıların sesi yeterince duyulmuyor. Oysa nüfus hızla yaşlanıyor ve bu mesele artık ertelenebilir bir konu değil. Amacım sadece akademik bir çalışma yapmak değil; onların hayatına dokunan, çözüm üretmeye katkı sunan bir perspektif geliştirmekti.” dedi.

Ev bir hafıza mekânı

Saha çalışması sırasında yaşlı kadınların en belirgin talebinin evlerinde ve mahallelerinde kalmak olduğunu vurgulayan Tiryakioğlu, “Birçok kadın için ev sadece dört duvar değildi. Eşini kaybettiği, çocuklarını büyüttüğü, bayramları geçirdiği, komşularıyla çay içtiği bir hafıza mekânıydı. Mahalle ise bilinirlik demekti; tanıdık bir fırın, selam veren bir esnaf, yılların komşusu… Yaş ilerledikçe insan için en kıymetli şeylerden biri güvenli ve tanıdık bir çevre oluyor. ‘Beni ben yapan yerden kopmak istemiyorum.’ derken aslında ‘Hayatımın izleri burada.’ demek istiyorlardı.” diye konuştu.

En baskın tema yalnızlık

Çalışmada en sık dile getirilen konunun yalnızlık olduğunu belirten Tiryakioğlu, “Bu yalnızlık sadece tek başına olmak değil; anlaşılmamak, aranıp sorulmamak ve sosyal hayattan yavaş yavaş çekilmek anlamına geliyordu. Komşuluk bağlarının zayıflaması ve sosyal çevrenin daralması bu süreci hızlandırıyor.” ifadesinde bulundu.

Sağlık hizmetlerine erişim ve dijital sistemlere uyumun da önemli sorun başlıkları arasında yer aldığını belirten Tiryakioğlu, randevu sistemine erişimde yaşanan zorlukların ve dijitalleşmenin hizmetlere ulaşımı sınırlayabildiğini söyledi.

Yerinde yaşlanmayı güven ve aidiyet belirliyor

Kentsel dönüşüm ve değişen mahalle yapısının yerinde yaşlanma deneyimini doğrudan etkilediğine dikkat çeken Tiryakioğlu, “Kentsel dönüşüm projeleri ve yüksek katlı yaşam alanları arttıkça eski komşuluk ilişkileri seyrelmeye başlıyor. Oysa yaşlı bir kadın için mahalle sadece bir adres değil; aidiyet, güvenlik ve sosyal etkileşim alanı. Bu bağ zayıfladığında yerinde yaşlanmanın en önemli avantajları da kayboluyor. Günlük pratiklerin sürekliliği ve küçük dayanışma ağları daralıyor. Yerinde yaşlanmayı en çok güven ve aidiyet duygusunun azalması zorlaştırıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin